SlideShow

1

KARDEŞİM'in Şiiri -2

galu-bela



şu kadarcık bir şeysin işte
elim biter dünya başlar bir şey
yaş sayısı beşi bulmayan kırmızı kızların aksine
kırk yıllık çocuksundur
çocuk doğmuş,çocuk ölmüş
mezarına sığmayacak hiçbir berfin?

öyle uzanacaksın sararmaktan yeşillenmiş makilere
bir dost bir dostun parmağını kesebilir kasıt içeren sevdalar dahilinde
gidişin vardır;dokunsam tünel çöker altında kalırız karanlığın
kirpiklerin spikeridir kontenjan sınırı insan atom sayısına göre çizilmiş susuş yolculuklarının
kibarsın;bir sevsem cesedini göl kumlarıyla şakalaşırken bulacaklar
şu kadarcık bir şeysin işte
halıya dünya dökülse
bileklerinle deneyeceksin kurtarmayı?

ben pek beceremem kakaoyu
ve hazır yanakların varken,tutulmamışken,koparılmamışken
o lunaparkın giriş kapısı gibi aklımdasın
yaş sınırlaması değil gök sınırlaması var zira
kimin yıldızları daha konuşkan
kim daha çok azalabiliyor
ben pek beceremem vanilyayı
ve hazır dudakların varken,soba yanmışken,güneş ne işe yarıyorken
bir mektubun önsözünü yayılan bir sütün kirletememesi gibi aklımdasın
zaten gerisi do minör
gerisi seyircisiz oynanan bir tiyatro sahnesi

dönüşün vardır:bu akarsuyun kaçı yağmur,kaçı göz yaşı gibi
dünya,gökyüzünün enkazı
hangi ışığa sırtımı kaşıtsam sana rastlıyorum bir sokak kedisine adres sorarken
bir de boynun olmasa,kim ziyaret edecekti ay sakallı dedeyi?
incinebilirsin:su,bir damladır çünkü
kimse tanımaz onu eşkalinden
bir suyu bir sudan ayıran zamanıdır
zaman geç kalmışsa gece,akrebin ayıbıdır
işte böyle doluyor çam ağacıma yıl başları
cehennem sezonu açıldı da bellekli dalışlarda
herkes trafiğe bol alacalı aminlerle çıkıyor
çıkıyorsun,kapı rüzgarın suratına kapatılıyor
ve hazır yanakların varken,henüz portakalın kokusu şubatlarda pişirilmemişken
daha ne kadar susturulabilir ki saçların?

şuncacık bir yerden gelmişsin
üstünde biraz dışarsı,biraz zar azizliği
dünya dönedursun,ben sana bildiğim trenleri anlatayım
kaç Jack London?la köpük damıttığımı
kaç caddeye aşk atıp kaçtığımı
biraz soluklan,yorulmuştur şimdi senin gözlerin şemsiye taşımamaktan
annemin günümüze yetişememiş paraları gibi aklımdasın
birbirine değdikçe ses çıkaran,uzaklaştıkça değeri azalan
yıllara okunan bir meydanda adıma dikili müdür bakışlı bir bahçedir adın
kertenkelelerden korkar,gülleri parmak uçlarıyla besler
böyle haziran gibi bir yaz
balkon kokar her açık temas
şuncacık bir şeysin oysa
uçuklu rüyalarda arta kalanısın el işi fukaralıkların
kıpırdasan ?keşke yalnız bunun için sevseydim seni? leriyle kalkacak tabutundan Cemal Süreyya?lar
ah Paris kadar Fransa?dasın benim için
leb demeden ayrı düşmüş iki doğusuyla Karadeniz
biraz Azerice,biraz düşmanca
ama aynı kıtadayız,aynı dünyanın ve aynı şiirin çeperinde
dudaklarında güneş çıkmış,
lügatında morumsu esmerlikler
ov onları bir bardak yalnızlık şekliyle?

yavaş yavaş biter kahvaltı
biraz sonra olman gereken yerdesindir şimdi
oralarında buralarında senler
bir kangurunun kapkaça uğrayacak yerleri gibi aklımdasın
kucağımda yıldız ve fotoğraf
boynumda çizgi ve film
önümde arkam ve sen?
bir bavulu bir bavuldan ayıran fermuar sayısıdır
zaman gelmişse,beklemek,gidenin ayıbıdır
işte böyle sızıyor kanıma votka rusyası
cennet,bir süre otopark olarak kullanılsa da
herkes,beni senden ayrı bir müsvette baharı sanıyor
sanıyorsun,rüzgar kapının arkasından koşuyor
ve hazır sen varken,henüz kimsesizlik sensizlikten başka bir barutken
şuncacık bir şeysin işte
şuncacık?

1 yorum:

Miles

herkes,beni senden ayrı bir müsvette baharı sanıyor...

Yorum Gönder