galu-bela
şu kadarcık bir şeysin işte
elim biter dünya başlar bir şey
yaş sayısı beşi bulmayan kırmızı kızların aksine
kırk yıllık çocuksundur
çocuk doğmuş,çocuk ölmüş
mezarına sığmayacak hiçbir berfin?
öyle uzanacaksın sararmaktan yeşillenmiş makilere
bir dost bir dostun parmağını kesebilir kasıt içeren sevdalar dahilinde
gidişin vardır;dokunsam tünel çöker altında kalırız karanlığın
kirpiklerin spikeridir kontenjan sınırı insan atom sayısına göre çizilmiş susuş yolculuklarının
kibarsın;bir sevsem cesedini göl kumlarıyla şakalaşırken bulacaklar
şu kadarcık bir şeysin işte
halıya dünya dökülse
bileklerinle deneyeceksin kurtarmayı?
ben pek beceremem kakaoyu
ve hazır yanakların varken,tutulmamışken,koparılmamışken
o lunaparkın giriş kapısı gibi aklımdasın
yaş sınırlaması değil gök sınırlaması var zira
kimin yıldızları daha konuşkan
kim daha çok azalabiliyor
ben pek beceremem vanilyayı
ve hazır dudakların varken,soba yanmışken,güneş ne işe yarıyorken
bir mektubun önsözünü yayılan bir sütün kirletememesi gibi aklımdasın
zaten gerisi do minör
gerisi seyircisiz oynanan bir tiyatro sahnesi
dönüşün vardır:bu akarsuyun kaçı yağmur,kaçı göz yaşı gibi
dünya,gökyüzünün enkazı
hangi ışığa sırtımı kaşıtsam sana rastlıyorum bir sokak kedisine adres sorarken
bir de boynun olmasa,kim ziyaret edecekti ay sakallı dedeyi?
incinebilirsin:su,bir damladır çünkü
kimse tanımaz onu eşkalinden
bir suyu bir sudan ayıran zamanıdır
zaman geç kalmışsa gece,akrebin ayıbıdır
işte böyle doluyor çam ağacıma yıl başları
cehennem sezonu açıldı da bellekli dalışlarda
herkes trafiğe bol alacalı aminlerle çıkıyor
çıkıyorsun,kapı rüzgarın suratına kapatılıyor
ve hazır yanakların varken,henüz portakalın kokusu şubatlarda pişirilmemişken
daha ne kadar susturulabilir ki saçların?
şuncacık bir yerden gelmişsin
üstünde biraz dışarsı,biraz zar azizliği
dünya dönedursun,ben sana bildiğim trenleri anlatayım
kaç Jack London?la köpük damıttığımı
kaç caddeye aşk atıp kaçtığımı
biraz soluklan,yorulmuştur şimdi senin gözlerin şemsiye taşımamaktan
annemin günümüze yetişememiş paraları gibi aklımdasın
birbirine değdikçe ses çıkaran,uzaklaştıkça değeri azalan
yıllara okunan bir meydanda adıma dikili müdür bakışlı bir bahçedir adın
kertenkelelerden korkar,gülleri parmak uçlarıyla besler
böyle haziran gibi bir yaz
balkon kokar her açık temas
şuncacık bir şeysin oysa
uçuklu rüyalarda arta kalanısın el işi fukaralıkların
kıpırdasan ?keşke yalnız bunun için sevseydim seni? leriyle kalkacak tabutundan Cemal Süreyya?lar
ah Paris kadar Fransa?dasın benim için
leb demeden ayrı düşmüş iki doğusuyla Karadeniz
biraz Azerice,biraz düşmanca
ama aynı kıtadayız,aynı dünyanın ve aynı şiirin çeperinde
dudaklarında güneş çıkmış,
lügatında morumsu esmerlikler
ov onları bir bardak yalnızlık şekliyle?
yavaş yavaş biter kahvaltı
biraz sonra olman gereken yerdesindir şimdi
oralarında buralarında senler
bir kangurunun kapkaça uğrayacak yerleri gibi aklımdasın
kucağımda yıldız ve fotoğraf
boynumda çizgi ve film
önümde arkam ve sen?
bir bavulu bir bavuldan ayıran fermuar sayısıdır
zaman gelmişse,beklemek,gidenin ayıbıdır
işte böyle sızıyor kanıma votka rusyası
cennet,bir süre otopark olarak kullanılsa da
herkes,beni senden ayrı bir müsvette baharı sanıyor
sanıyorsun,rüzgar kapının arkasından koşuyor
ve hazır sen varken,henüz kimsesizlik sensizlikten başka bir barutken
şuncacık bir şeysin işte
şuncacık?
12 Ocak 2010 Salı
KARDEŞİM'in Şiiri
ben de yazardım eskiden, hevesle yazrdım. bir hevesti, geçti. ama ne mutlu ki heves değil kardeşiminki.. bir şiir sitesinde buldum bu şiirini. haberi yok bu şiiri burada paylaştığımdan.. çaktırmadan devam edeceğim burada yayınlamaya.
en fazla kaç net çıkarabilirsin bir aşktan
kaç yanlış götürebilir seni buralardan
uçurumun gözünden düştüm bir kere
kalbimde kalpten başka bir şey kalmadı
ters giydiğim öyküler, borçlandığım kahramanlar
bunlar elime ulaşan yeni yalnızlıkar...
istediğim sorudan başlamama izin yoktu anlayacağın
yanımdaki çalışmamıştı
kopya kağıtlarına veda mektupları yazılıyordu o sıra
kimse de fazla kalem kalmamıştı...
ateşin yerini küle devrettiği sınırlı bir sonsuzluktayım ki; filmin başında ne olacağı sonundan belliydi yanımdaki başarmıştı...
gözüm gibi baktığım aşklar; göz göre göre kör oluyorum
şişede durduğu gibi durmuyor hayat
prosedür gereği ağlıyorum...
AYTAÇ ARSLAN
en fazla kaç net çıkarabilirsin bir aşktan
kaç yanlış götürebilir seni buralardan
uçurumun gözünden düştüm bir kere
kalbimde kalpten başka bir şey kalmadı
ters giydiğim öyküler, borçlandığım kahramanlar
bunlar elime ulaşan yeni yalnızlıkar...
istediğim sorudan başlamama izin yoktu anlayacağın
yanımdaki çalışmamıştı
kopya kağıtlarına veda mektupları yazılıyordu o sıra
kimse de fazla kalem kalmamıştı...
ateşin yerini küle devrettiği sınırlı bir sonsuzluktayım ki; filmin başında ne olacağı sonundan belliydi yanımdaki başarmıştı...
gözüm gibi baktığım aşklar; göz göre göre kör oluyorum
şişede durduğu gibi durmuyor hayat
prosedür gereği ağlıyorum...
AYTAÇ ARSLAN
Bahtsız bedeviler ve Türkiye Kupası..

Türkiye kupasında grup formatına karşı olmak farklı bir şey değil. En temel gerekçe ise alt liglerden gelen takımların gruplardan çıkma olasılığının yok denecek kadar az olması.
bilgilerine ulaşabildiğim son 7 yılın bir istatistiklerini çıkarayım istedim.
Çarpıcı bilgiler ortaya çıkarmış sayıyorum kendimi. başka türlü boşuna uğraştığımı hissedeceğim çünkü :)
Son 7 yılda Beşiktaş, Gençlerbirliği ve Fenerbahçe 3’er kezle en çok final oynayan takımlar oldu. İlginç olan ise Beşiktaş 3 finali de kazanırken Gençlerbirliği ve Fenerbahçe(ki bunu biliyoruz zaten) hiç kazanamadı.
Trabzon 2 kez final oynarken her ikisinde de Gençlerbirliği’ni yenerek kupaya uzandı.
Kayseri ve Galatasaray’da 1’er kez final oynayıp kupayı kazanma başarısı gösterdi.
TRABZONSPOR'UN GRUP FOBİSİ
Trabzonspor grup maçlarının oynanmaya başladığı 2005-2006 yılından itibaren 4 kez katıldığı gruplarda sadece 1 kez gruplarda ilk ikiye girme başarısı gösterdi.
2007-2008 yılında Adanademirspor’un altında üçüncü olarak gruplara veda etti.
3. kademenin grup maçları formatında oynanmaya başladığı 2005-2006 yılından itibaren üst tura çıkma başarısını gösteren tek alt lig takımı Adanademirspor oldu.
FENERBAHÇE: EN ÇOK KAZANAN, EN ÇOK GOL ATAN, EN AZ GOL YİYEN VE HİÇ KUPA KAZANAMAYAN TAKIM
Tam 28 yıldır kupayı kazanamayan ve buna karşın Türkiye Kupası’nda son 7 yılda en fazla galibiyet alan takım olan Fenerbahçe, 2005-2006 ‘dan itibaren grup maçlarında 18 maçta 48 gol atıp kalesinde sadece 9 gol gördü. Bu grup maçlarının 10’unda yedek kalecisi Volkan Babacan İlk 11’de görev yaptı.
24 Aralık 2009 Perşembe
le locataire (kiracı)

polanski'nin kahramanını kendisinin oynadığı bu film, öyle koltuğunuza kıvrılıp, battaniyeyi üzerinize çekip, mutlu mesut izleyecebileceğiizn bir film değil.
kendi hayatının oyuncusu degildir trelkovsky. garsondan martini ister başka birşey gelir; kahve ister, sicak çikolata gelir, içtiği sigara yerine marlboro gelir...
yalnızlık ve yabancılığı anlatmış polanski, üstelik öyle güzel renklerle anlatmış ki. kasvet, paranoya, şiddet, yalnızlık, yabancılık benim en iyi bildiğim şeyler ve bu filmde biraz olsun canınızı sıkabildiysem ne mutlu bana der gibi polanski.
paranoya ve şizofreniye adım adım yakalanışını izlediğimiz trelkovsky'nin filmin ilerleyen dakikalarında etrafında oluşturmaya başladığı fantastik öğeler de oldukça doyurucu.
ama bu bir gerilim filmi değil, bu polanski'nin yalnızlığı, yabancılığı anlattığı, gerilim öğeleriyle süslenmiş draması az bir drama.
çömelince bişey yapmaz..

atari açılmış çorlu'da. sene 89 falan. ilk atari.
annemin çantasına elimi daldırıp bozuk paraları avuçladığım günler. anne işte, farkında bal gibi çaldığımın ama demiyor bir şey. sınırımı biliyorum ben de.
bozuk para dışında bir şey almıyorum. ikinci ya da üçüncü sınıftayım, atarinin yanında bahçeli bir ev, evin önünde kocaman azgın bir köpek ismi de pamuk üstelik.
tanışmak isterdim o köpeğe pamuk ismini koyan zihniyetle.
her gün atariye gitmek ölüm benim için, atariye gelen herkesi kovalıyor pamuk, ahlak bekçisi bir nevi - langirt oyniyiler- diyecek gibi.
kimseyi ısırmıyor namusussuz köpek ama atariye giren her çocuğu kapıya girene kadar kovalıyor. içeriye gelen herkes kan ter içinde, kıçını tutarak ve koşarak geliyor.
ne haggar'ın zevki kalıyor ne snow'un ne de ken mi ryu mu tartışmalarının. nasıl gideceğini düşünmeye başlıyorsun eve.
biri bir gün; "çömelince birşey yapmaz bu itler" diyor. "tehlike olarak görüyorlarmış bizi, aynı seviyeye gelince zararsız olduğumuzu anlıyorlarmış sanırım". ataride başka bir velet diğer veletlere ancak bu kadar bilimsel veri aktarabilir. tabi national geographic kids dergisi yok o zamanlar.
denemeliyim diyorum bunu, pamuğu görüyorum, bana doğru geliyor en az bir 25-30 metre var aramızda, amacı yakalamak değil de kovalamak olduğu için yavaş yavaş koşuyor, sanki 5000 metre atleti pezevenk.
çömeliyorum yere, ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirip, başımı eğip, gözlerimi kapatıyorum, beklemeye başlıyorum.. yaklaşıyor pamuk, yaklaştıkça hızlanıyor, 15 metre.. 10 metre.. yüzünü görüyorum bir an başımı kaldırdığımda, hemen kalkıp koşmaya başlıyorum. atariye kaçıyorum tekrar. yakalamıyor bilerek, normalde koştuğundan daha yavaş koşuyor.
o yaz ölüyor pamuk, çok dua ettim gitsin burdan diye. ama ölsün istememiştim.
köpek fobimi yıllar sonra bir "bıdık"'la yeniyorum. ve bu şaka değil, ilgili midir bilmem; hala pamuğa dokunamıyorum.
23 Aralık 2009 Çarşamba
sade, yarım, şekersiz...
2008 yılında kaybettiğimiz ilhan berk'ten bir şiir ile devam edelim:
sevgilim, işte eylül
ve işte senin usul usul seğiren yüzün.
zaman ki sonsuzdur
bitmemiş şiirler gibidir.
bazı hüzünleri
bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir.
biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
(isteğin bulanık kıyısında).
bundan değil midir bizim aşkımızda
sürekli bir akşam hüznü vardır.
ilhan berk
sevgilim, işte eylül
ve işte senin usul usul seğiren yüzün.
zaman ki sonsuzdur
bitmemiş şiirler gibidir.
bazı hüzünleri
bazı nehirleri tutup anlatmak gibidir.
biz ki zamanı tırnak içine alıp yaşadık
(isteğin bulanık kıyısında).
bundan değil midir bizim aşkımızda
sürekli bir akşam hüznü vardır.
ilhan berk
21 Aralık 2009 Pazartesi
sade, yarım, şekersiz...
her gün -umuyorum- bu başlık altında bir şiiri, dizeyi ya da pasajı paylaşma isteği duydum birdenbire. önce kendim için. herhangi bir kahve molasına da denk gelirse mutlu edeceğine eminim.
ilk şiir, 1970'lerde eşcinsel ve devrimci kimliğiyle şiirler yazan ve 25 yaşında hayatını kaybeden arkadaş zekai özger 'den olsun istedim.. bakalım bu heves ne kadar sürecek.
merhaba canım
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı ve kedileri çok severiz
hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünkü bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır
siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
çünkü ben okumuştum muydu neydi
bir yerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamayacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüverecek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müren'i seveceksiniz
(zeki müren'i seviniz)
ilk şiir, 1970'lerde eşcinsel ve devrimci kimliğiyle şiirler yazan ve 25 yaşında hayatını kaybeden arkadaş zekai özger 'den olsun istedim.. bakalım bu heves ne kadar sürecek.
merhaba canım
ben az konuşan çok yorulan biriyim
şarabı helvayla içmeyi severim
hiç namaz kılmadım şimdiye kadar
annemi ve allahı da çok severim
annem de allahı çok sever
biz bütün aile zaten biraz
allahı ve kedileri çok severiz
hayat trajik bir homoseksüeldir
bence bütün homoseksüeller adonistir biraz
çünkü bütün sarhoşluklar biraz
freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır
siz inanmayın bir gün değişir elbet
güneşe ve penise tapan rüzgarın yönü
çünkü ben okumuştum muydu neydi
bir yerlerde tanrılara kadın satıldığını
ah canım aristophones
barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum
ölümü de bir giz gibi içimde
ölümü tanrıya saklıyorum
ve bir gün hiç anlamayacaksınız
güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum
düşüverecek ellerinizden ve
bir gün elbette
zeki müren'i seveceksiniz
(zeki müren'i seviniz)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)